Gündeme Dair Bilgilendirme (20.08.2025)

Gavs-ı Sânî Hazretleri’nin (k.s) ahirete irtihalinin ardından cami kullanımı ve intisap hususunda üç halife arasında bir anlaşma tesis edilmişti. Bu anlaşma ailenin örfen ve şer‘an büyüğü olan ayrıca kıymetli babalarının Menzil Köyü’nün başına nasbettiği oğlu Seyyid Muhammed Sâkî Hazretleri (k.s) tarafından hazır bulunan cemaate genel hatlarıyla ilan edilmişti.

Bu anlaşmaya göre; kışlık cami, yazlık cami ve alt cami yalnızca intisap faaliyetleri için ayrı olarak belirlenmiş; böylelikle aynı cami içerisinde farklı halifeler tarafından tövbe verilmesinin önüne geçilmiştir. Anlaşmanın esaslarına göre namazlar büyüğün arkasında birlikte eda edilecek, hatmeler müştereken icra edilecekti. Tövbe zamanlarında ise her halife, kendisine tahsis edilen mekânda irşad görevini yerine getirecekti.

Vefat Sonrası Yapılan Anlaşma Bozuldu

Ancak henüz ilk hafta dolmadan karşı taraf bu anlaşmayı bozmuş; Seyyid Muhammed Sâkî Hazretleri’nin (k.s) arkasında namaza durmamak suretiyle camileri ayırmış ve hatmeleri caminin yazlık bölümünde gerçekleştirmeye başlamıştır. Ortak bir değer olan ve daima tek bir yerde toplu olarak icra edilen Mevlid-i Şerifler dahi ayrılmış; her zaman Kışlık Cami’de yapılan mevlid merasimleri aynı anda yazlık bölümde de gerçekleştirilmiştir. Aynı yerde bulunulması hasebiyle tek bir ortak cemaat ile kılınması gereken teravih ve gece namazları ile sadece Ramazan ayına özgü cemaatle eda edilen vitir namazı dahi, birlik ruhuna aykırı şekilde ayrı ayrı kılınmıştır.

Gerçekte ortada farklı iki cami yoktur; hepsi tek bir camiden ibarettir. Ancak mevsim şartlarına göre kullanılan bölümler bulunduğundan, yer tayini ve kolay anlaşılması için “Yazlık Cami” ve “Kışlık Cami” tabirleri kullanılmaktadır. Buna rağmen, sanki ayrı iki cami varmış gibi gösterilerek cemaat bilerek ve isteyerek bölünmüş; birlik ruhu açıkça zedelenmiştir.

Böylece sürekli dillendirilen “şeriata bağlılık” söylemi fiilen rafa kalkmış; hem yapılan anlaşmaya uyulmamış hem de caminin kışlık ve yazlık alanlarının gereksiz şekilde ayrı ayrı kullanılması sebebiyle ısınma ve soğutma giderlerini gereksiz yere artırarak günümüze kadar katlanarak büyüyen ciddi bir israfın fitilini ateşlemişlerdir.

Cami Kullanımında Yaşanan Usulsüzlükler

Seyyid Muhammed Sâkî Hazretleri’nin (k.s.) köyde bulunmadığı neredeyse her dönemde, cami ile ilgili farklı olumsuz hadiseler yaşanmıştır. 2024 yılı başlarında, köydeki çocuklara hizmet vermek amacıyla dergâh tarafından açılan Menzil Gençlik Merkezi, diğer kardeşlerin refakatiyle kapatılmış; içerisindeki eşyalar ise gece vakti kamyonlara yüklenip götürülmüştür. Kapısına kilit vurulan gençlik merkezi sebebiyle mağdur olan talebelerin eğitimlerinin devamı için Seyyid Muhammed Sâkî Hazretleri (k.s) Kışlık Cami’nin sol arka bölümünü bu talebelere geçici süreyle tahsis etmiştir. Böylece Ashab-ı Suffe’den bir misal olan bu yerde çocuklar eğitimlerini sürdürmeye devam etmiştir.

Ne var ki, Seyyid Muhammed Sâkî Hazretleri’nin (k.s.) köyde bulunmadığı bir zaman fırsat bilinmiş; çocuk seslerinin gürültüsü bahane edilerek “Ashab-ı Suffe” tabelası S. Fettah Elhüseyni tarafından indirilmiş, çocuklara ayrılan bölüm ise tahrip edilmiştir. Yine cereyan eden bir başka olay da S. İhsan, Kışlık Cami’deki odaya girerek Sultan Hazretleri’nin (k.s.) şahsî olarak kullandığı koltuğa oturarak edep ve muaşerete aykırı davranışlar sergilemiştir.

Usulsüzlükler öyle bir boyuta taşınmıştır ki, köy meydanında yer alan; dernek bünyesinde eğitim ve kültürel faaliyetlerin gerçekleştirildiği ve aynı zamanda taziye evi olarak kullanılan bir alana, büyük bir fitneye zemin hazırlamak amacıyla mihrap konulmuş ancak müdahale edilerek kaldırtılmıştır.

Süreç içerisinde, “Bir daha Kışlık Cami’ye gelmem” kavlinde bulunan S. Fettah Elhüseyni, bu beyanında durmayarak Sultan Hazretleri’nin (k.s) köyde olmadığı dönemde kışlık camiye gelmeye devam etmiştir. Yine, Seyyid Muhammed Sâkî Hazretleri’nin (k.s.) köyde bulunmadığı dönemlerde S. Mübarek Elhüseynî, kendisinden yaşça büyük olan ve imamet şartlarını haiz Seyyid Taceddin Elhüseyni’nin önünde imamete devam etmiştir.

Bu tutumlar yalnızca anlaşmanın bozulmasıyla sınırlı kalmamış; aynı zamanda Elhüseynî ailesinin köklü geleneklerini ve toplum nezdinde yerleşmiş örf ve teamülleri de açıkça hiçe saymaktadır.

Yazlık Cami ve Kışlık Cami Meseleleri

Menzil Köyü’nde bulunan camiler, merhum Gavs-ı Sânî Hazretleri (k.s.) döneminde isminin gereğine uygun şekilde kullanılırdı. Yaz aylarında Yazlık Cami, kış aylarında ise Kışlık Cami açılır; böylece ısıtma ve soğutma giderlerinde israfın önüne geçilir, ümmetin bağışları tasarrufla idare edilirdi.

Gavs-ı Sânî Hazretleri’nin (k.s.) vefatından sonra üç halifenin üzerinde ittifakla kabul ettiği anlaşmaya göre de namazların, büyüğün bulunduğu mihrapta eda edilmesi kararlaştırılmıştı. Ancak vefatı müteakip ilk hafta dolmadan karşı taraf bu akdi bozmuş, böylece günümüze kadar katlanarak büyüyen ve ümmetin malının zayi olmasına yol açan ciddi bir israf sürecini başlatmıştır.

Söylem ve eylem tutarsızlıkları içerisinde “Şeriata gelmedi” çığırtkanlığı yapanlar, özellikle hafta içlerinde cemaatin zaman zaman iki üç safa kadar düştüğü namazlarda dahi ayrı camide saf tutarak soğutma giderlerini keyfi şekilde artırmış; bu israfı önlemek şöyle dursun, giderlerin yükünü üstlenmeyerek hiçbir maddi katkıda da bulunmamışlardır.

Oysa anlaşmaya riayet edilmesi halinde; büyüğün arkasında ve aynı camide namazların birlikte eda edilmesi, irşad faaliyetleri için ise her halifenin kendisi için tayin edilen bölüme geçmesi gerekecekti. Böylelikle büyük bir israfın önüne geçilmiş olacak, ümmetin bağışları keyfî şekilde artırılmadan iktisatlı biçimde kullanılacaktı.

Şeriat konusundaki hassasiyeti, ümmetin malları hususunda gösterdiği titizliği ve şerefli mücadelesine tüm insanlığın yakından tanık olduğu Seyyid Muhammed Sâkî Hazretleri’nin (k.s.) bu israfa artık müdahale etmesi kaçınılmazdır.

Sonuç

Süreç boyunca öylesine çok usulsüzlük yaşanmıştır ki, bu usulsüzlükler zamanla normalleştirilerek daha da büyütülmüş ve günümüze kadar taşınmıştır. Gelinen noktada, keyfî uygulamalar sebebiyle israf büyük boyutlara ulaşmış; yalan, iftira ve usulsüzlükler ise zirveye çıkmıştır.

Fitnebazlıkta ve yalancılıkta sınır tanımayan güruh, Sultan Hazretleri (k.s.) hakkında yalan ve tezvirattan da geri durmamaktadır. Öyle ki, belinde olan kanal daralmasından ötürü mevcut rahatsızlığı sebebiyle doktor tavsiyesi üzerine ayak ayak üstüne atmasını dahi malzeme ederek fitne üretmekten geri kalmamışlardır.

İlk kez hatmeleri ayıran bizzat kendileri olmasına rağmen, Sultan Hazretleri’ni (k.s.) farklı kolların hatmelerine girilmemesini tavsiye etmesi üzerinden ağır ithamlara maruz bırakmışlardır. Karşı taraf, ortak çıkar ilişkileri sebebiyle aralarında göstermelik bir “biriz, beraberiz” görüntüsü verse de bugün gelinen noktada Menzil’de hatmeleri ayrı ayrı yapmaktadırlar. Şu halde sorulması gereken şudur: İlk yaptıkları mı, son yaptıkları mı tarikat âdabına daha uygundur? Söylemleri mi, eylemleri mi doğrudur?

Vicdanları ve sabırları zorlayan bu tür yanlışların ve farklı boyutlara ulaşan israfın sürdürülmesi hiçbir surette mümkün değildir. Tüm bu yanlışlar, iftiralar ve tezviratlar ile yıpratma çabaları, Seyyid Muhammed Sâkî Hazretleri’ni (k.s.) asla yıldırmayacak; kendisi bu tür durumlara asla rıza göstermeyecektir. Şeriata bağlılık ve ümmetin mallarının muhafazası konusundaki mücadelesine kararlılıkla devam edecek; evlatları ve sadık sofileri de bu mücadelesinde daima yanında olacaktır.

Kamuoyuna saygıyla arz olunur.